Öne Çıkan Makale
“Elektronik Kulübe”: Güncelleme
Boston Globe’da Şubat 1985’te yayımlanan bir rapora dayanmaktadır
135 Morrissey Blvd., Boston, MA 02107
Bilgisayarların geleceğimizi nasıl tanımlayacağına ilişkin en tanınmış vizyonlardan biri, “elektronik kulübelerden” oluşan bir dünyadır. Bu toplumda, bugün binlerce işçiyi bir araya toplayan devasa örgütsel karınca yuvalarının yerini, çalışanların emeklerini evlerinden koordine etmelerine olanak tanıyan bilgisayar ağları alacaktır. Özel bir ifadeyle, insanlar işe “uzaktan çalışarak” gideceklerdir.
Bu kehanetler ilk dile getirildiğinde, mantık kaçınılmaz görünüyordu. Çalışanlar ulaşım, yemek, çocuk bakımı ve giyim masraflarından tasarruf edecek, ayrıca vergi indirimlerinden yararlanacaklardı. Kendi çalışma saatlerini belirleyerek, kendi hızlarında çalışarak ve istedikleri zaman yelken açmaya giderek ruhsal açıdan da fayda göreceklerdi. İşverenler ise kira tasarrufu sağlayacak ve daha önce kendilerine kapalı olan işgücü havuzlarına erişebileceklerdi: engelliler, küçük çocuklu anneler, yarı emekli kişiler, cezaevi mahkûmları ve uzak bölgelerde yaşayanlar.
Büyüyen Bir Ağ
Bu kehanetlerin ilk ortaya atılmasından bu yana geçen yıllarda, uzaktan çalışma altyapısı her yıl daha elverişli hâle gelmiştir. Ağlara katılmak için gereken mikro bilgisayarlar nispeten ucuzlamış ve yaygınlaşmıştır. E-posta ve telekonferans artık standart, iyi anlaşılan iletişim biçimleridir. Hatta ülkenin bilgi hizmetlerinden biri olan CompuServe üzerinde “toplanan” bir Elektronik Kulübeciler Derneği bile vardır; burada profesyoneller, ücretlendirme yapısının ince noktaları ve doğrudan postanın gizemleri hakkında birbirlerine danışırlar.
Yine de ortam ne kadar cazip hâle gelmiş olsa da, uzaktan çalışma yaygınlaşmamıştır. Evde yapılan çalışma insan-saatlerinin, ofiste yapılanlara oranı beklenen yönde biraz değişmiş olabilir, ama değişmemiş de olabilir; bu konudaki verileri toplamak zordur. Her hâlükârda, kesinlikle köklü bir değişim yaşanmamıştır.
Bunun nedeni nedir? Birçok gelecek bilimci gecikmeyi işveren direncine bağlamaktadır. Bazıları, yöneticilerin işgücü üzerindeki kontrollerini kaybetmekten korktuğuna ve uzaktan çalışana uygun yönetim teknikleri geliştirilene kadar şirketlerin bu fikri caydıracağına inanmaktadır.
Ancak sorunun bundan daha derin olması da mümkündür. Digital Equipment Corporation’ın bazı bölümlerinde uzaktan çalışma, herhangi bir şirketin olabileceği kadar güçlü biçimde desteklenmektedir: çalışanlara gerekli donanım sağlanmakta ve telefon ücretleri karşılanmaktadır. John Redford bu bölümlerden birinde çalışmaktadır ve yine de şöyle demektedir: “Gerçek uzaktan çalışma yok denecek kadar azdır. Herkes günün bir saatinde mutlaka ofise gelir.”
Eksik Kalan Teknoloji
Bunun nedeni, diyor, teknoloji üzerinden yeterince bilgi aktarılamamasıdır. Ağlar konuşmadan daha yavaştır; çizimleri kolayca paylaşamazsınız; siz ve bir meslektaşınız koridorda birlikte yürüyüp bir ekipman parçasını aynı anda inceleyemezsiniz. “Aslında,” diyor, en azından kendi bölümünde, “bir kişi iki ya da üç hafta boyunca fiziksel olarak temas kurmamışsa, yanlış bir yöne gittiğinden emin olabilirsiniz.” Beden dili ve ses tonları da dâhil olmak üzere, bazı önemli bilgi kategorilerini ağlar üzerinden aktarmak zordur.
Eğer bu düşünce doğruysa, yapılan iş yeterince karmaşık ve oldukça yüksek düzeyde iletişim gerektiriyorsa, uzaktan çalışmanın bir anlamı yoktur. Bu sonucun paradoksu şudur: bilgisayar, varsayıldığı gibi, ofisin rutin işlerini ve mekanik prosedürlerini üstlenirse, insanlar için geriye kalan iş aslında öncekinden daha yoğun bir etkileşim düzeyi talep edebilir. Eğer öyleyse, bilgisayarın uzun vadeli etkisi, ofiste yapılan iş oranını artırmak olabilir.