Sözcüklerle İnsanları Korkutmak
Edmund C. Berkeley
Editör
"Çubuklar ve taşlar kemiklerimi kırabilir,
Ama sözcükler bana asla zarar vermez."
Belki daha basit bir dünyada bu doğruydu.
Ama günümüzde kesinlikle doğru değildir.
İnsanların birbirlerine kullandıkları sözcükler, çoğunlukla iki korkudan birini ortaya çıkararak inanılmaz acılara yol açabilir:
- Birinin, sizin en değer verdiğiniz her şeye korkunç bir şey yapacağı korkusu.
- Anlamanız gerektiğini düşündüğünüz bir şeyi anlayamadığınız ve bunu anlayamamanız nedeniyle kınanabileceğiniz korkusu.
Geçen gün iyi bir arkadaşıma “algoritma” sözcüğünü kullandım. Korktuğunu söylemedi; ama hemen atıldı: “Bana bu kelimeyi kullanma; anlamıyorum.”
Ona bir algoritmanın bir tür yordam olduğunu ve araba kullanmak, ayakkabı bağlamak, haşlanmış yumurta pişirmek ya da ilkokulda öğrenilen yöntemle birkaç sayıyı toplamak—örneğin 25 ile 37’yi toplayıp 62 sonucunu elde etmek—gibi pek çok yordamı zaten bildiğini açıkladım. Ancak gevşemedi, karşı çıkışını ya da korkusunu bırakmadı. Hatta bir algoritmanın “etkili bir hesaplama yordamı” olduğunu, yani işe yarayan ve gerçekten hızlıca doğru bir yanıt veren bir hesaplama yöntemi olduğunu bile anlatmayı başaramadım.
Yakında yine “algoritma” sözcüğünü kullanabilirim. Eminim itiraz edecek ve söylediklerimi dinlemeyi yine reddedecek. Bu sözcük onu korkutuyor.
Bu davranış kalıbının en kötü yanı, bu kadar yaygın olmasıdır. Bu ülkedeki eğitim sistemimizde ne var ki bu davranışı bu kadar yaygın, bu kadar kabul edilmiş ve bu kadar “normal” kılıyor?
Benim durumumda bile, bilgisayar literatüründe yazarların açıklama yapmadan varsaydıkları pek çok şey var. Örneğin editör postasında, düzenleyicileri ve konuşmacı listesi olan bir konferans duyurusu ve sunulacak bildirilerin listesi bulunuyor; konferansın tüm anahtarı ise VLSI (ya da başka bir alfabetik kısaltma) ve bu terim, sanki herkes biliyormuş gibi tamamen tanımsız bırakılmış. Oysa ben bunun ne olduğunu bilmiyorum; bilgisayar alanında 40 yıldır bulunuyorum; belki VLSI “very large scale integration” anlamına geliyordur, ama bu tahmini zaman, posta, telefon gibi masraflara girmeden kolayca doğrulamanın bir yolu yok. Bu yüzden geçiyorum ve “sonra” için bir yığına koyuyorum.
Ancak kullanılan ve çok daha büyük zararlar üreten başka sözcükler ve terimler de var. Bunların bazıları dikkati saptırmayı ve düşünceyi felç etmeyi amaçlar. Kongre üyelerinin Tonkin Körfezi Kararı gibi kararlar almasına yol açarlar. Lyndon Johnson bunu Kongre’nin önüne getirdi ve söylediği yalanlara ve “ulusal güvenlik” saçmalığına dayanarak ona boş bir çek verdiler; bu da (sonuçlarıyla birlikte) Güneydoğu Asya’da on yıl süren bir savaşın ortaya çıkmasına yol açtı: 1.000.000’dan fazla Asyalı öldü; 150 milyar dolardan fazla harcama yapıldı; 55.000’den fazla Amerikalı öldü; napalm, Agent Orange, kaplan kafesleri, hassas bombardıman vb. içeren, Hitler’in gurur duyabileceği bir askeri Schrecklichkeit (dehşetlilik) sicili ortaya çıktı.
Tüm terimler içinde en kötüsü, sözlükleriyle ünlü Dr. Samuel Johnson’ın “bir alçağın son sığınağı” olarak tanımladığı “vatanseverlik” kavramının yerini almış olan “ulusal güvenlik”tir.
Amerika Birleşik Devletleri ulusunun (halkının) güvenliği Afganistan’daki petrole bağlı değildir: Afganistan’da petrol yoktur. Kurak çöller, kurak dağlar ve tutkulu kabile insanlarıyla dolu yoksul bir ülkedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliği, enflasyon ve yoksullukla mahvedilen insanlar yerine, refah içinde ve mutlu insanlara bağlıdır; enerji sorunları ve diğer tüm meseleler buna dahildir. Önümüzde zor bir yol var ve bilgisayarlar da dâhil olmak üzere bazı büyük kaynaklara sahibiz; ayrıca akıllıca ele alınması gereken bazı büyük eksiklerimiz de var; bunlar arasında Amerikalı çiftçilerin kâr etmesi için Sovyetler Birliği’ne buğday satışı ve Amerikalı üreticilerin kâr etmesi için Sovyetler Birliği’ne bilgisayar satışı yer alır. Diğer ülkeler—Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere—bu bilgisayarları satacak ve Amerikalı satış elemanlarını alıcının kapısından uzaklaştıracaktır.
“Ulusal güvenlik” sözcükleriyle Amerikan halkını bilinçli biçimde korkutmaktan ve “saldırgan savaş” anlamına geldiği hâlde buna “savunma” diyerek bilinçli olarak yalan söylemekten ne kadar aptalca, ne kadar çılgınca bir noktaya gelinebilir?
"Tanrıların yok etmek istediklerini önce delirtirler."
— Euripides