Otomatik Bilgisayarların Geleceği: 1949, 1961, 1970
ASIL METİN Ocak 1970·Computers and Automation, Ocak 1970, s. 18–26·ÇEVİRİ Eki 2026
Edmund C. Berkeley — Editör, Computers and Automation
815 Washington St., Newtonville, Mass. 02160
Bilgisayar alanının, tarihinin üç ayrı döneminde nasıl göründüğü.
"Önümüzdeki günlerde herkes 25 sente bir bilgisayarı 15 dakika kullanabilecek; çoğumuz da bilgisayara nasıl soru soracağımızı ve bilgisayarın yanıtlarını nasıl işimize yarar hâle getireceğimizi bileceğiz."
Bölüm 1 — 1949
Not: Aşağıdaki metin 1948'de yazılmış ve 1949'da Edmund C. Berkeley'nin Giant Brains, or Machines that Think (Dev Beyinler ya da Düşünen Makineler) adlı kitabında, "Gelecek: Düşünen Makineler ve İnsanlar İçin Neler Yapabilecekleri" başlıklı 11. bölüm olarak yayımlanmıştır. Yayıncı John Wiley and Sons, New York, N.Y.'dir. Kitap 25.000'den fazla satmıştır.
Kalem kılıçtan keskindir, derler. Bu doğruysa, motorlu bir kalem de motorlu bir kılıçtan keskin olabilir.
Orta Çağ'da silah türleri azdı; insan zırh giyerek bunların çoğuna karşı kendini kolayca koruyabiliyordu. Barut yaygınlaşınca insan, kendisini koruyacak ağırlıktaki zırhı artık taşıyamaz oldu ve zırhtan vazgeçildi. Ama 1917'de zırh, bir motorla donatılıp insanı ve silahlarını taşıyarak yeniden hizmete girdi: tank.
Aynı şekilde Orta Çağ'da kitap azdı; bir insanın kitaplardaki bilginin neredeyse tamamına hâkim olması kolaydı. Matbaa yaygınlaşınca insan beyni kayda geçmiş bilginin tümünü artık kaldıramaz oldu ve bu çabadan vazgeçildi. Ama 1944'te bilgiyi işleyen, bir motorla donatılmış, insanı ve onun akıl yürütmesini destekleyen bir beyin ortaya çıktı: sıra denetimli hesap makinesi.
Yazar hakkında. Edmund C. Berkeley, 1951'den 1970'e kadar Computers and Automation dergisinin editörü ve yayıncısıdır. İlk otomatik genel amaçlı bilgisayarlar olan Harvard Üniversitesi'ndeki Mark I ve Mark II'nin 1944–45'te kurulmasında ve çalıştırılmasında görev aldı. Bilgisayarlar ve ilgili konular üzerine on bir kitabı vardır; bunlardan bazıları:
- Computers — Their Operation and Applications, Reinhold Publishing Co., New York, 1956, 366 s.
- Symbolic Logic and Intelligent Machines, Reinhold Publishing Corp., New York, Nisan 1959, 203 s.
- The Computer Revolution, Doubleday & Co., New York, Ağustos 1962, 249 s.
- The Programming Language LISP: Its Operation and Applications (ortak editör; kitaptaki "LISP — A Simple Introduction" başlıklı makalenin de yazarı), Information International Inc., Boston, Mass., Mart 1964, 392 s.
- Computer-Assisted Explanation, Information International, Inc., Boston, Mass., Mayıs 1967, 280 s.
Önceki bölümlerde tamamlanmış dev mekanik beyinlerin bazılarını inceledik; bu tür makinelerin tasarımını da ele aldık. Bu bölümde düşünen makinelerin, yani motorlu bilginin, gelecekteki önemini tartışacağız. Geleceğe hayal gücüyle baktığımızda neleri öngörebileceğimizi konuşacağız.
Sormamız gereken iki soru var: Ne tür düşünen makineler öngörebiliriz? Bu makinelerin çözeceği ne tür sorunlar öngörebiliriz?
Düşünen makinelerin gelecekteki türleri
Hâlihazırda var olan makineler, bazı düşünme süreçlerinin şimdiden çok hızlı yapılabildiğini gösteriyor:
- Hesaplama: toplama, çıkarma, …
- Akıl yürütme: karşılaştırma, seçme, …
- Başvurma: listelerde bilgi arama, …
Düşünen makineler geliştikçe başka düşünme süreçlerinin de yüksek hıza ulaşmasını bekleyebiliriz.
Otomatik adres defteri
Bugün, örneğin bir yıllığına Güney Amerika'ya gitmek gibi bir olayı duyurmak istediğimizde, arkadaşlarımızın adreslerini zarflara elle yazabiliriz. Gelecekte adres defterimizi bir makara manyetik bant olarak düşünebiliriz. Duyuru göndermek istediğimizde, manyetik bandı okuyacak makineye bir deste boş zarf koyar ve bir düğmeye basarız. Makineden zarflar, adresleri yazılmış olarak çıkar.
Yalnızca soyadlarını bir listeye yazdığımız arkadaşlarımızı seçmek istersek, listeyi başka bir manyetik banda yazar, onu da makineye takar ve birkaç anahtarı ayarlarız. Makine listedeki adları okur, adres defteri bandında adreslerini bulur ve yalnızca istediğimiz zarfları hazırlar. Bir arkadaşın adresi değişirse makineye bildiririz; makine eski adresi bulur, siler ve yenisini girer.
Otomatik kütüphane
Kütüphanedeki bilgiye otomatik olarak başvurmayı mümkün kılacak makinelerin geliştirileceğini öngörebiliriz. Geleceğin kütüphanesine gittiğinizi ve bisküvi yapmanın yollarını araştırmak istediğinizi düşünün. Katalog makinesinin kadranından "bisküvi yapımı" yazabileceksiniz. Makinede sinema filmi hızla dönecek. Kısa süre sonra duracak ve önünüzdeki ekrana, katalogun bisküvi tarifleri içeren üç dört kitabın adını gösteren kısmı yansıtılacak. Memnunsanız bir düğmeye basacaksınız; gördüğünüzün bir kopyası sizin için çıkarılıp makineden dışarı gelecek.
Daha ileri bir gelişmeyle bütün kitapların bütün sayfalarına makine aracılığıyla ulaşılabilecek. O zaman doğru düğmeye bastığınızda, seçtiğiniz bisküvi tarifinin tam kopyasını makineden alabileceksiniz.
Öngörülebilir gelişmenin sonuna henüz gelmedik. Üçüncü bir aşama olacak. Evinizde program bantlarıyla çalışan otomatik bir yemek makinesi olacak. Onu çeşitli malzemelerle dolduracaksınız; o da istediğiniz yemekleri hazırlayıp pişirecek. O zaman kütüphaneden ihtiyacınız olan şey, otomatik aşçınızı yönetecek, manyetik bant üzerindeki bir program ya da yordam olacak. Kütüphane de size okuyup uygulamanız için tarifin resimli bir kopyasını vermek yerine, yemek makinenizi yönetecek bir yordamı manyetik banda kaydedip verecek; böylece gerçekten mükemmel bisküviler elde edeceksiniz!
Elbette evinizde ya da işyerinizde başka türden otomatik üretim makineleri de olabilir. Otomatik makineleri yönetecek yordamların sağlanması önemli bir iş kolu hâline gelecek.
Otomatik çevirmen
Öngörebileceğimiz bir başka makine, bir dilden herhangi bir başka dile çeviri yapmak için kullanılacak. Ona otomatik çevirmen diyebiliriz. İsveççe "Ne kadar?" demek istediğinizi düşünün. Makineye "Ne kadar?" yazar ve "İsveççe" düğmesine basarsınız; makine de hemen sizin için "Hur mycket?" yazar. İsterseniz telaffuz da eder; çünkü sözcüğün, o dili iyi konuşan birinin ağzından çıkan telaffuzunu manyetik banda kaydetmek pek zor olmaz. Makine, öğrencinin sesi gerçekten öğrenebilmesi için telaffuzu birkaç kez yinelemeye ayarlanabilir. Öğrenci sesi duyup söylemeye çalışarak, herhangi bir yazılı simge sistemini kullanmaktan muhtemelen daha iyi öğrenir.
Otomatik daktilograf
Şimdi yeni bir ilkeye dayanan olası bir makineye geliyoruz. Bu ilke, işaretleri tanıyabilme ilkesidir. Bu makine bir kâğıt üzerindeki yazıyı algılayacak; kâğıtta görünen bütün a'ların a örnekleri, bütün b'lerin b örnekleri olduğunu ve bunun böyle sürüp gittiğini tanıyacak. Makine daha sonra bir elektrikli daktiloyu yönetip gördüğü işaretleri kopyalayabilir. Bu makinenin ilk aşamasında yalnızca birbirine çok benzeyen basılı karakterler tanınabilir. Sonraki aşamalarda el yazısı, hatta oldukça okunaksız el yazısı bile makinece tanınabilir hâle gelebilir. Ona otomatik daktilograf diyebiliriz.
Otomatik daktilografın öğeleri şunlar olur:
- Fototüpler (ışığın parlaklığına duyarlı elektronik tüpler); siyah ile beyaz arasındaki farkı algılayabilirler (bunlar zaten var).
- 52 harfin, 10 rakamın ve noktalama işaretlerinin biçimlerini tutan bir bellek. Bu bellekten bazı durumlarda ince ayrımlar beklenir; örneğin 5 rakamı ile büyük S harfi arasındaki fark gibi.
- Makinenin kendini ayarlamasını sağlayan bir denetim; böylece gözlediği işaretler ile hatırladığı biçimler arasında iyi bir eşleşmeye ulaşılır.
- Bir tetikleme denetimi; makine gözlemleri ile belleği arasında yeterince iyi bir eşleşmeye ulaştığında işaretleri tanımlamaya, okumaya ve aktarmaya geçer.
- Aktarılan talimatlara yanıt verecek bir elektrikli daktilo (bu da zaten var).
Bu makine, göründüğü kadar uçuk olmayabilir. İkinci Dünya Savaşı sırasında, yeni bir teknik olan radarı kullanan top nişan donanımı ileri bir gelişme düzeyine ulaştı. Düşman gemilerini saf dışı bırakan ve batıran pek çok atış, radar denetimli toplarla zifiri karanlıkta yapıldı. Kontrol odasındaki parlayan ekranda iki nokta vardı: biri hedefi işaretliyor, öteki topun nişan aldığı noktayı bildiriyordu. Bu iki nokta neredeyse otomatik olarak çakıştırılabiliyordu. Aynı şekilde, gözlenen bir işaretin biçimini bildiren bir fototüp raporu ile makinenin belleğinden benzer bir işaretin biçimini bildiren bir rapor, makine tarafından benzerlik açısından karşılaştırılabilir ve yeterince benzer bulunursa özdeş olarak onaylanabilir.
"Yeterince benzer" ifadesi bile bir makine tarafından uygulanabilir. İkinci Dünya Savaşı sırasında düşman mesajlarının şifresini çözen makinelerde muazzam ilerlemeler kaydedildi. Makineler düşman mesajlarındaki çeşitli özellikleri ve örüntüleri gözledi, bu özelliklerin sıklığını hızla saydı ve istatistiksel testler yaptı. Ardından örüntülerin rastlantı yerine anlam taşıdığı az sayıdaki durumu seçti.
Otomatik daktilograf gibi bir makine, yeterince esnek yapılırsa, elbette son derece yararlı olur. Bugün sıkıcı büro işlerinin büyük bir yükü, görevi el yazısı ve daktilo metinlerini delikli kartlar gibi makinelerin okuyabileceği dillere aktarmak olan memurların sırtına binmektedir. Şu anda büyük bir şirkette delikli kart makineleri yaygın olarak kullanılıyorsa, şirket tek işi belgeleri okuyup kart delmek olan çok sayıda kız çalıştırmak zorundadır. Daha da büyük bir angarya, her türlü işletmede asıl görevi el yazısı vb. okuyup sözcükleri daktiloya geçirmek olan daktilografların işidir.
Apaçık emek tasarrufu değeri nedeniyle otomatik daktilografın çeşitli özellikleri üzerine araştırmalar başlamış bile. Örneğin bir harfin ya da rakamın kapladığı alanı noktalardan oluşan bir diziye bölen ve her noktayı bir fototüpün gözlediği bir fototüp bataryası kullanan düzenler için pek çok patent verilmiştir. Fototüplerden gelen raporlar birlikte harfi ya da rakamı ayırt eder. Örneğin A ile H'yi, 5 boyunda ve 3 eninde, on beş noktalı bir ızgaraya yerleştirdiğimizi düşünürsek (bkz. Şekil 1), fototüpler üst sıranın ortasındaki noktanın siyah mı beyaz mı olduğunu algılayarak A ile H'yi ayırt edebilir. Bir insanın bunu ne kadar kolay ve hızlı yaptığını düşündüğümüzde, hepimizin kafasında taşıdığı tanıma makinesine bir kez daha hayran kalırız.
Her fototüp bir sayı verir: gözlediği kare siyahsa 1, beyazsa 0. On beş fototüpün okuması böylece 5 satır 3 sütunluk bir sayı ızgarasıdır:
A H
0 1 0 1 0 1
0 1 0 1 0 1
1 1 1 1 1 1
1 0 1 1 0 1
1 0 1 1 0 1
Metinde sözü edilen "üst sıranın ortasındaki nokta", birinci satırın ikinci karesidir ve tek başına iki harfi ayırmaya yeter: A'da 1, H'de 0. (Izgaralar, özgün çizimdeki harflerin her kareyi siyah ya da beyaz sayan yaklaşık okumasıdır.)
Otomatik stenograf
Öngörebileceğimiz bir başka gelişmeye otomatik stenograf diyebiliriz. Bu, sesleri dinleyip onları doğru yazılmış İngilizce sözcüklerle kâğıda geçiren bir makinedir. Bu makinenin öğeleri şöyle özetlenebilir:
Konuşulan sesleri algılayabilen mikrofonlar (bunlar zaten var).
İngilizceyi oluşturan 40 kadar (az ya da çok) fonetik birimi ya da sesi tutan bir bellek; örneğin şu 23 ünsüz ses:
p b l ng f v m th t d n r s z h y k g w ch j sh zh ("pleasure" sözcüğünde duyulan)ve şu 17 ünlü ses:
UZUN KISA DİĞER A ("ate") a ("cat") ar ("are") E ("eat") e ("end") aw ("awe") I ("isle") i ("in") er ("err") O ("owe") o ("on") ow ("owl") U ("cute") u ("up") oi ("oil") OO ("roof") oo ("book") İngilizcenin yazım kurallarından oluşan bir derleme; şu türden pek çok önerme içerir: b sesi her zaman b ile yazılır; sh sesi sh (ship), s (sugar), ti (station), ci (physician), ce (ocean) ya da tu (picture) ile yazılabilir. Bunlara bağlama, sözcük listelerine, türetmeye vb. dayanan başka önermeler de eklenir. İyi bir İngilizce yazımcısı, ilk kez duyduğu sözcükleri bile bu önermeler sayesinde doğru yazmayı bilir.
Bir tetikleme denetimi; makine seslere ilişkin gözlemleri, ses belleği ve yazım kuralları bilgisi arasında yeterince iyi bir eşleşmeye ulaştığında ses gruplarını sözcük olarak tanımlar, yazılışlarını belirler ve belirlenen harfleri bildirir.
Bildirilen harfleri yazacak bir elektrikli daktilo.
Bu tür bir makineyle mektuplarınızı, sesinizi kaydeden bir makineye (bu makine bugün var) dikte edersiniz. Sonra kayıt otomatik stenografa takılır ve mektuplarınız, olması gerektiği gibi yazılmış ve aralıklandırılmış olarak çıkar.
Otomatik tanıyıcı
Çok genel yeteneklere sahip bir tanıma makinesi öngörebiliriz. Ona otomatik tanıyıcı diyelim (bkz. Şekil 2). Şu öğelere sahip olacaktır:
- Girdi. Bu öğe görüntüleri, sesleri vb. algılayabilen bir dizi gözlem aracından oluşacak. Bu araçları konumlandırmanın ya da ayarlamanın yolları olacak.
- Bellek. Bu öğe bilgiyi saklayacak. İlgilendiğimiz gözlem örüntülerini ya da ilgileneceğimiz gözlem örüntülerinin nasıl bulunacağına dair genel kuralları saklayabilir. Kabul edilebilir örüntü grupları, örüntülere karşılık yapılacak eylemler vb. hakkında bilgi içerecek.
- Program 1. "Program 1" öğesi bir dizi standart talimatı yerine getirir. Bu talimatlara göre makine: gözlem gruplarını birbiri ardınca bellekteki bilgiyle karşılaştırır; bu grupları verilen örüntülerle karşılaştırır ya da gözlemleri örüntüler hâlinde düzenlemeye çalışır; durumları sayar ve sıklıkları sınar; örüntülerle ne kadar eşleşme olduğunu bulur; gözlem araçlarını eşleşmeyi artıracak biçimde ayarlar.
- Program 2. "Program 2" öğesi başka bir standart talimat dizisini yerine getirir. Bu talimatlara göre makine, iyi ayarlanmışsa, gözlem kümelerini birbiri ardınca örüntülerle eşleştirir ve böylece onları okur.
- Tetikleme denetimi. Bu öğe makinenin denetimini Program 1'den Program 2'ye geçirir. Bunu, makine "iyi eşleşmeye" ulaştığında yapar. Bunun anlamını makineye, bir termostata "sıcak"ı ayarladığımız biçimde ayarlarız.
- Çıktı. Bu öğe, okunan tanınmış örüntülere ve bellekte saklanan diğer bilgi ya da talimatlara bağlı olarak istediğimiz her türlü eylemi gerçekleştirir.
Otomatik tanıyıcı olağanüstü işler yapabilecek. Mikrofonlar ve büyük bir bellekle bu tür bir makine, konuşulan yabancı bir dili duyup sözlü ya da yazılı İngilizceye çevirebilir. Fototüpler ve şifre çözme makinelerindeki gibi genişletilmiş bir süzme ve çözme kapasitesiyle otomatik tanıyıcı ölü bir dili, hatta bugüne kadar okunma çabalarına direnmiş olanları (Minos dili ya da Etrüskçe gibi) bile okuyabilmeli. Makine dilin çevirisi için kurallar çıkarır ve herhangi bir örneği çevirir.
Bir otomatik tanıyıcı belki de hayvanların beynine ve sinir sistemlerine ya da bunların çevresine yerleştirilebilecek, çok sayıda duyarlı, minik gözlem aracıyla donatılabilir. O zaman makine, sinir sistemindeki hangi etkinliğin hayvandaki hangi etkinliğe karşılık geldiğini bulmamızı sağlayabilir.
Makinelerin gelecekte çözeceği sorun türleri
Şimdi düşünen makinelerin geleceğiyle ilgili ikinci soruya dönüyoruz: Bu makinelerin ne tür sorunları çözeceğini öngörebiliriz?
Denetim sorunları
Düşünen makinelerin çözebileceği belki de en önemli sorun, her türlü başka makine üzerinde otomatik denetimdir. Bu, çalışan bir makineyi, bilgiye karşılık doğru zamanda doğru şeyi yapacak biçimde yönetmek demektir. Örneğin bir çim biçme makinesiyle çim biçtiğinizi düşünün. Bir önceki şeridi izler, onun hemen yanında kalırsınız. Döndüğünüz şerit uçlarını izlersiniz. Bıçağa bir çubuk takılırsa durur ve onu çıkarırsınız. Bütün bunların otomatik olarak halledilmesi için çim biçme makinesine düzenekler takmak tamamen mümkündür. Nitekim büyük bir tarlayı sürerken, traktör pulluğu, onu bir önceki karığın yanından götüren bir düzenekle donatılabilir. Böylece kenar boyunca ilk karık açıldıktan sonra, sürücüsüz traktörler bütün tarlayı sürer ve ortada durur.
Bir başka örnek olarak, bir evi sıcak tutmak için buhar ısıtan gazlı bir kazanı ele alalım. Böyle bir kazanın, şu bilgilerden herhangi biri bildirildiğinde tepki veren otomatik denetimleri vardır:
- Ev fazla sıcak.
- Ev yeterince sıcak değil.
- Buhar basıncı fazla.
- Kazanda yeterince su yok.
- Gaz alevi yanmıyor.
- Gündüz.
- Gece.
Hatta "sıcak" sözcüğünden sizin ne anladığınız da denetim sistemine konabilir: termostatınızın kadranını, sizin için "sıcak"ın olması gereken sıcaklığa ayarlarsınız.
Gelecekte pek çok otomatik denetim türü yaygınlaşacak. Uçakları uçuran ve indiren otomatik pilotlarımız olacak. Bombalamak ve öldürmek gibi yıkıcı amaçlar için ve posta ile hızlı yük taşımak gibi yapıcı amaçlar için otomatik füzelerimiz olacak. Fortune dergisinin Kasım 1946 sayısındaki bir makale otomatik fabrikayı anlatıyordu (bkz. Ek 3 — Ç.N.: Giant Brains kitabının ekleri kastediliyor). Bu, üretilmekte olan malzemeyi tutan otomatik kolların ve malzemeyi tam gereken yere ileten otomatik besleme hatlarının bulunduğu bir fabrikadır. Bütün bu fabrika, bilgiyi otomatik olarak işleyen ve bilgiye karşılık eylemler üreten makinelerce yönetilecektir.
Bu olasılık bizi hayranlıkla olduğu kadar kaygıyla da dolduruyor. Bu otomatik makineleri, bu robotları, bu Frankenstein'ları nasıl denetleyeceğiz? Geçimimizi sağlamak için bize yapacak ne kalacak? Ama bunun fazlası bir sonraki bölümde.
Bilim sorunları
Düşünen makinelerin kullanılacağını öngörebileceğimiz diğer sorunlar, doğanın anlaşılması ve ardından denetlenmesidir. Bu sorunlardan biri hava tahmini ve hava denetimidir.
Hava beyni
Şu tür bir makine düşünebiliriz: bir hava beyni. Ülkenin dört bir yanındaki bin meteoroloji gözlemevi sabah 8'de havayı gözler. Gözlemler, ülke çapında bir iletişim hatları ağı aracılığıyla otomatik olarak merkezi bir istasyona aktarılır. Burada, hava hakkında büyük miktarda bilimsel bilgi içeren dev bir makine kendisine bildirilen bütün verileri alır. 8.15'te hava beyni hesaplamaya başlar; yarım saat içinde, bütün ülke için mükemmel bir hava tahmini üretmiş olarak işini bitirir. Ardından tahminini ülkenin her yerine iletmeye koyulur. 8.50'ye kadar ülkedeki her meteoroloji istasyonu, gazete, radyo istasyonu ve havalimanı ayrıntılara sahip olur. Ekim 1945'te Radio Corporation of America'nın Princeton Laboratuvarları'ndan Dr. V. K. Zworykin, hava tahmini sorununun bu şekilde, dev bir beyinle çözülmesini önerdi.
Hava beyninin ikinci bir uygulama aşaması olacak. Zaman zaman ve yer yer hava kararsızdır: şu ya da bu biçimde davranmaya tetiklenebilir. Örneğin son zamanlarda, genellikle Kuru Buz denen donmuş karbondioksit topakları uçaklardan atılmış ve yağmura yol açmıştır. Hatta görünüşe göre birkaç pound Kuru Buz, birkaç yüz ton yağmur ya da kara yol açmıştır. Benzer biçimlerde, örneğin bir dolu fırtınasını saptırıp dolunun tarım yapılan bir vadi yerine çorak bir dağa yağmasını sağlayabilir ve böylece ekinleri koruyabiliriz. Ya da bir hortuma yol açacak koşulları dağıtıp zararından kaçınabiliriz. Bu örneklerin ikisi de yerel hava bozukluklarıyla ilgilidir. Ancak kasırgalar ve tipiler gibi en büyük hava bozuklukları bile sonunda bir ölçüde yönlendirilebilir. Böylece hava bir dereceye kadar insanın denetimine girebilir ve hava beyni insanlara nerede ve ne zaman harekete geçmeleri gerektiğini söyleyebilir.
Psikolojik testler
Bilgiyi işleyen yeni makinelerin uygulanabileceği bir başka bilimsel sorun da insanları ve davranışlarını anlama sorunudur. Bu artan anlayış, insan davranışıyla çok daha bilgece başa çıkmamızı sağlayabilir.
Örneğin yetenek testlerini ele alalım. Bu testlerden birine girerseniz, önerilen beş sözcükten hangisinin verilen bir sözcüğe anlamca en yakın olduğunu işaretlemeniz istenebilir. Ya da testiniz 25 dakikada çözülecek 40 basit aritmetik problemden oluşabilir. Ya da size 20 daire bulunan bir kâğıt verilip birincisine 3, ikincisine 7, üçüncüsüne 4, dördüncüsüne 11 nokta koymanız ve düzensiz biçimde böyle devam etmeniz istenebilir; bunu elinizden geldiğince iyi yapmanız için toplam 45 saniye verilebilir. Şimdi, bir meslek danışmanı size bu testlerden birini uygularsa ve 100 üzerinden 84 alırsanız, danışmanın sizinle ilgili tam olarak neyi ölçtüğünü bilmesi gerekir. Ayrıca 84 notunuza dayanarak makale yazmakta, başkalarının işini yönetmekte ya da bir makine atölyesinde tasarım yapmakta iyi olacağınızı makul biçimde öngörüp öngöremeyeceğini bilmesi gerekir. Bu testte 84 civarında puan almış kişilerin geçmiş kayıtlarını bilmesi ve öngörülerini destekleyen kanıtlara sahip olması gerekir.
Testlerden en çok yararı sağlamak istiyorsak epeyce istatistik, matematik ve mantık işletmemiz gerekir. Örneğin bazı soruların yanıtlarının ötekilerden çok daha anlamlı olduğu ortaya çıkacak; yalnızca daha anlamlı soruları tutarak testlerin kalitesini büyük ölçüde artırabiliriz. Hesaplamaları işleyen güçlü makineler yetenek testleri alanında çok yararlı olacak.
Ama şunu sorabilirsiniz: Yanıtlarınızı çözümleyen kişinin yorumlar ve yargılar kullanması gerekiyorsa ne olacak? Yargılar ve yorumlar sözcüklerle ifade edilebiliyorsa ve sözcükler makine diline çevrilebiliyorsa, çözümlemeyi makine yapabilir. Kural ile yargı arasındaki fark genellikle şundan ibarettir: göz önünde tutulan bütün etkenleri ifade etmenin zor olduğu bir durumdaki kurala yargı denir.
Psikolojik eğitici
Düşünen makinelerin sonunda ruhsal hastalıkların ve uyumsuzluğun fiilî tedavisinde kullanılabileceği düşünülebilir. Bir hekimin ne yaptığını düşünün. Nevroz gibi bir psikiyatrik vakayı tedavi ederken hekim neredeyse tamamen sözcükleri kullanır. Sorular sorar. Hastanın yanıtlarını dinler. Her yanıt hekimi tanıya biraz daha yaklaştırır. Zamanla hekim güçlüğün büyük kısmının ne olduğunu anlar. Sonra bu bilgiyi hastaya yavaş yavaş sunmalı, hastayı adım adım kavrayışa yönlendirmelidir. Bir insana on dakikada neyinin olduğunu söylemenin onu iyileştirmediği psikolojik bir gerçektir. Hekim, hastayı içine sıkıştığı, eziyet veren alışkanlık ve kaygı kısırdöngülerinden kurtarmaya çalışır. Çoğu zaman tanı kısa, tedavi uzundur; nevrozun nedenleri hekime kısa sürede açık hâle gelebilir, ama hastaya açık hâle gelmesi aylar alabilir.
Şimdi hekime yardımcı olarak şu tür bir makineyi düşünelim. Bu tür bir makineye psikolojik eğitici diyebiliriz; çünkü pek çok bakımdan İkinci Dünya Savaşı'nda pilotlara uçak uçurmayı öğretmek için kullanılan eğitim makinelerine benzer. Psikolojik eğitici şu özelliklere sahip olur:
- Makine sesli film gösterebilir; görüntü üretebilir ve sözcükler söyleyebilir.
- Hastanın önüne durumlar, sorunlar, sorular, deneyimler vb. koyabilir.
- Hastanın yanıtlarını alabilir.
- Hekimden bir talimat programı alabilir.
- Hastanın yanıtlarına ve hekimin programına bağlı olarak eğitim makinesi, hastanın önüne koyacağı yeni malzemeyi seçebilir.
- Eğitim makinesi neyi sunduğunun ve hastanın nasıl yanıt verdiğinin kaydını tutar; böylece hekim ve hasta bu kaydı daha sonra inceleyebilir.
Makine ne tür filmler barındırır? Makineye, hastanın muzdarip olduğu belirli nevroz türünde yardımcı olacak bir dizi film yüklenebilir.
Hasta ne tür yanıtlar verebilir? Hastanın önünde, şu gibi yanıtları belirtmek için basabileceği düğmeler olabilir:
[ Evet ] [ Bilmiyorum ] [ Tekrarla ]
[ Hayır ] [ Duruma göre ] [ Devam et ]
Ayrıca hasta, belki yalan makinesine benzer bir düzenek tutabilir; bu düzenek hastanın gerginlik durumunu vb. bildirir ve böylece gerçekte ne hissettiğini aktarır.
Makinenin soruları nereden gelir? Ruhsal hastalıkların tedavisinde çok usta bir ya da birkaç hekimden.
Hasta yanıtlarında tutarsızsa ne olur? Makine tutarsızlıkları fark edip konuya geri dönebilir ve ilgili soruları başka bir biçimde sorabilir. Aynı noktayla ilgili birkaç soru tutarlı biçimde yanıtlanır yanıtlanmaz makine, artık geçerli olmayan soru gruplarını dışarıda bırakıp hâlâ geçerli olan başka sorulara geçebilir.
Hastaların makinenin gidebildiği hızda ilerleyebilme yetenekleri farklı olur. Bu yüzden makine zaman zaman sunduklarının etkisini sınamak için sorular sorar; yanıtlara göre ya hızlanır ya da bir noktayı açıklığa kavuşturmak için ek malzeme getirir.
Bu makinenin olağan tedaviye göre birkaç üstünlüğü olabilir. Örneğin makineyle tedavi, yüz yüze bir görüşmede olabileceği gibi hekimin bir anda doğru yanıtı vermesine bağlı değildir. Ayrıca hasta makineye karşı hekime karşı olduğundan daha açık sözlü olabilir; çünkü hastanın kendi kaydını gözden geçirip sonra bunu hekimine açıp açmamaya karar vermesi sağlanabilir.
Böyle bir makine hekimlerin şimdikinden çok daha fazla hastayı tedavi etmesini sağlar. Nitekim hekime başvuranların yaklaşık yüzde 50'sinin yalnızca ruhsal rahatsızlık çektiği tahmin edilmektedir. Bu nedenle böyle bir makine büyük bir yardım olur.
İşletme sorunları
Düşünen makinelerin kullanılacağını öngörebileceğimiz büyük bir sorun grubu daha işletmecilik ve ekonomi alanındadır.
Örneğin bir işletmede ya da fabrikada üretim planlamasını ele alalım. Makine, işletmenin aldığı her siparişin tanımını ve bu siparişin göreli aciliyetinin tanımını alır. Makine, siparişi karşılamak için her tür hammaddeden ne kadar gerektiğini ve onu üretmek için hangi donanım ve iş gücünün gerektiğini bilir (yani belleğinde tutar). Makine, siparişi üretmek için hangi kişilerin ve hangi donanımın işe koşulacağını gösteren bir çizelge hazırlar. Makine, tüm siparişlerin en iyi sırayla karşılanması için kimin neyi ne zaman yapacağını gösteren, mümkün olan en iyi üretim çizelgesini çıkarır. "En iyi" sıra nedir? En iyi sıranın ne olduğuna biz karar verebilir ve makineyi bu tür bir seçim yapacak biçimde ayarlayabiliriz; tıpkı "sıcak"ın ne olduğuna karar verip termostatı onu sağlayacak biçimde ayarladığımız gibi!
Çok daha büyük bir ölçekte, bir toplumdaki ekonomik ilişkileri incelemek için mekanik beyinleri kullanabiliriz. Bir toplumda üretilen her şey bir miktar malzeme, emek, donanım ve beceri tüketilerek yapılır. Bir kişinin, fabrikanın ya da sanayinin ürettiği çıktı, başka kişiler, fabrikalar ve sanayiler için girdi olur. Böylece bütün ekonomik birimler birbirine pek çok farklı tür ve derecede bağımlılıkla bağlanır. Durum elbette karmaşıktır: zaman geçtikçe ve insanlar farklı şeylerin üretilmesini istedikçe değişir. Ekonomistler ekonomik toplumların basit modellerini kurmuş ve incelemişlerdir bile. Ama düşünen makinelerle çok daha karmaşık modeller, içinde yaşadığımız topluma çok benzeyen modeller kurup incelemek mümkün olacak. O zaman ekonomi sorularını tartışarak ve kelle sayarak değil, hesaplayarak yanıtlayabiliriz. Şu tür sorunları kesin olarak çözebileceğiz: "Çelik fiyatındaki bir artış tarım sektörünü nasıl etkiler?" "Tüketicinin satın alma gücünün sanayinin ürettiğini geri satın alabilmesi için ücret ve maaş olarak ne kadar para ödenmelidir?"
Makineler ve birey
Bu makinelerin birey olarak sizin ve benim üzerimdeki sıradan, gündelik etkileri ne olacak? Yeni makinelerin küçük ölçekte bize bile uygulanacağını görebiliyoruz. Örneğin bir radyoya çok benzeyen, birkaç elektronik tüp kullanan ve makaralar hâlinde manyetik tel ya da manyetik bant içeren küçük makineler kuşkusuz kullanımımıza sunulacak. Onları adresleri ve telefon numaralarını saklamak, ödememiz gereken gelir vergisini hesaplamak, hesaplarımızı tutup iki yakamızı bir araya getirmemize yardım etmek, bilmemiz gereken pek çok şeyi hatırlamak ve belki de bize daha fazla bilgi vermek için kullanabileceğiz. Çünkü en bilgemizin bildiğini uygulayabilseydik, hepimizin çok daha iyi yapabileceği pek çok şey var.
Bilgiyi işleyen yeni makinelerin bir gün neye dönüşebileceğini bile hayal edebiliriz: yanımızda taşıdığımız, ihtiyaç duydukça konuştuğumuz, içine bilgi kaydettiğimiz ya da ondan bilgi aldığımız küçük bir cep aleti. Böylece motorlu beyin insana yol gösterecek ve öğüt verecek; tıpkı motorlu zırhın onu taşıyıp koruduğu gibi.
Bölüm 2 — 1961
Not: Aşağıdaki metin 1961'de yazılmış olup Bölüm 1 üzerine bir dizi not ve yorumdan oluşur. 1961'de John Wiley and Sons, New York tarafından yayımlanan Giant Brains, or Machines that Think kitabının ciltsiz baskısının bir parçası olarak çıkmıştır.
11. bölüm üzerine notlar — Gelecek: Düşünen makineler ve insan için neler yapabilecekleri
Gelecekteki gelişmeler başlığı altında sözü edilen çeşitli makine türlerinden bir kısmı artık var.
"Otomatik adres defteri", Life dergisi, Readers Digest ve diğer bazı büyük dergiler için kullanılıyor. Readers Digest'in abone listesi 12 milyon olduğundan, derginin her ay doğru kişilere postalanması sorununun muazzam olduğu açık. Adres etiketleri, otomatik bilgisayarlarca yönetilen özel amaçlı adresleme makinelerinde çok yüksek hızda üretiliyor. Bu şekilde bir derginin her sayısı, yalnızca onu alması gereken abonelere uygun biçimde postalanabiliyor.
"Otomatik kütüphane" gerçek olmaya yaklaşıyor. Örnek olarak 1960'ta yayına başlayan Chemical Titles adlı süreli yayını ele alalım. Bu yayın American Chemical Society tarafından yalnızca yaklaşık iki haftalık bir gecikmeyle çıkarılıyor; dünyanın dört bir yanındaki 550 önemli kimya dergisinde çıkan, kimya konulu bütün makalelerin bir dizinini ve kaynakçasını içeriyor. Yayın bir bilgisayar, bir IBM 704 tarafından üretiliyor; her sayı iki bölümden oluşuyor: bir "bağlam içinde anahtar sözcük" dizini ve dizinde yer alan her makalenin başlığını, yazarını ve künyesini gösteren bir kaynakça. Her başlık dizinde bir ya da daha fazla kez, içerdiği anahtar sözcük sayısı kadar yer alıyor. İşte "bağlam içinde anahtar sözcük" dizininden bir örnek:
NITRO PHENOL AND SODIUM SALICYLATE. MOSESV-60-CGM
EFFECTS OF SALICYLATE SMITMJ-60-ESD
AND 2,4-DINITRO PHENOL
RENAL METABOLISM OF SALICYLATE DESPOA-60-RMS
ANTIFUNGAL ACTION OF SALICYLANILIDE. BAICRS-60-AAS
AND SALICYLURATE.
OLISM OF SALICYLATE AND SALICYLURATE. DESPOA-60-RMS
QUENCES OF CLUPEINE AND SALMINE. ANDOT-60-PMS
(Dizin örneği özgün hâliyle, çevrilmeden verilmiştir.)
Kullanılan düzenin büyük kısmını çıkarabilirsiniz: örneğin "O.A. Desp…" tarafından "1960"ta, RMS koduyla gösterilen kimya dergisinde yayımlanan bir makalenin başlığı "Renal Metabolism of Salicylate and Salicylurate" (Salisilat ve Salisilüratın Böbrek Metabolizması) idi. Dolayısıyla Chemical Titles dizininin bu SAL… kesiminde makale, "salicylate" ve "salicylurate" anahtar sözcüklerinin her biri altında listelenmiş. Makalenin dizinin uygun kesimlerinde "renal" ve "metabolism" anahtar sözcükleri altında da yer aldığına kuşku yok.
Bilgisayar 960 sözcüğü anahtar sözcük olarak reddediyor; bunlar yalnızca edatlar ve bağlaçlar değil, konunun tanınmasına çok az katkıda bulunan ya da hiç katkıda bulunmayan "use, theory, synthesis, chemistry" (kullanım, kuram, sentez, kimya) gibi sözcükler de. Görüldüğü gibi her anahtar sözcük, başlığın çevresindeki kısmıyla (yani "bağlam"la) genişletiliyor ve makale için bir tanıtım koduyla birlikte veriliyor; bu kodu bilgisayar belirliyor ve bu kod sayesinde tam başlık, yazar ve künye Chemical Titles'ın 2. bölümü olan kaynakçada hızla bulunabiliyor.
Bu yayının yazarının bir bilgisayar, IBM 704 bilgisayarı olduğuna dikkat edilmeli; bilgisayar künyeleri makine dilinde alıyor ve bunlardan (1) anahtar sözcüğe göre bağlam içinde sıralanmış başlık dizinini ve (2) yazara göre sıralanmış kaynakçayı üretiyor. Sonuçlar bir IBM 407 yazıcısında basılıyor; yazıcının ürettiği sayfalar da foto-ofsetle yayımlanıyor.
"Otomatik çevirmen" geliştirilmekte. Rusçadan İngilizceye ve İngilizceden Rusçaya çeviri, örneğin IBM'in geliştirmekte olduğu Photoscopic Language Translator (Fotoskopik Dil Çevirmeni) dahil, bazı bilgisayarlarca gerçekleştirildi. Rusçadan bilgisayarlarca çevrilmiş 20.000 sayfayı aşkın İngilizce metin üretildi.
"Otomatik daktilograf", optik tarayıcı denen bir biçimde geliştirilmekte. Bu makine örneğin petrol şirketlerinin kredi kartlarındaki numaraların rakamlarını tanımlamak için kullanılıyor ve böylece makine dilini otomatik olarak hazırlayabiliyor.
Birkaç laboratuvarda sesleri (fonemleri) dinleyip tanıyacak bir "otomatik stenograf" üzerinde çalışılıyor. Ama henüz hiçbir makine bunu ticari ya da güvenilir bir biçimde başaramadı. Bu başarısızlığın şimdiye kadarki ana nedeni muhtemelen, farklı insanların bir dilin seslerini o kadar farklı biçimlerde söylemesidir ki makine, kendisiyle konuşan kişiye göre ayarlanmadıkça bir fonemi tanıyamaz. İnsan ilişkilerinde, aksanlı konuşan birini dinlerken harcamamız gereken ek çabayı fark ederiz. Dolayısıyla makinenin denetiminin, belirli fiziksel ses türlerinin basitçe tanınmasından daha ayrıntılı olması gerekiyor.
Çok genel yeteneklere sahip "otomatik tanıyıcı" hâlâ uzak bir makine gibi görünüyor. Bu tanıma sorunu muhtemelen genel olarak değil, durumdan duruma, her biri için özel bir yolla ayrı ayrı çözülecek; örneğin uzaktaki hedeflerin tanınması ya da kâğıt üzerindeki harflerin tanınması gibi.
Şu anda, gölgeleri kendilerinden önce düşen ve ortaya çıkmasını bekleyebileceğimiz başka gelecek bilgisayar türlerini de ana hatlarıyla çizebiliriz.
"Psikolojik eğitici" başka bir adla geliyor: öğretme makinesinin çok yönlü, otomatik, pahalı türü. Bir "öğretme makinesi" özünde, öğrencinin küçük bir adım atar ya da basit bir soruyu yanıtlar yanıtlamaz doğru mu yanlış mı yaptığını hemen öğrendiği, böylece her zaman ne durumda olduğunu bildiği her türlü makine ya da düzenektir.
Bir örnek, U.S. Industries, Inc.'in bir bölümü olan Western Design'ın ürettiği Tudor makinesidir. Bu makinede, diyelim 5000 kareden oluşan bir makara film, bir görüntüleme ekranı ve düğmeler bulunur. Her kare öğrenciye belirli bilgiler sunar ve belirli sorular sorar. Makinenin önünde oturan öğrenci birkaç yanıttan birini seçip bir düğmeye basabilir. Film o zaman öğrencinin bastığı düğmeye karşılık gelen kareye döner ve ya "Doğru" deyip yanıtını onaylar ya da "Yanlış; yanıtınız şu nedenle yanlış: … Lütfen az önce ayrıldığınız kareye dönüp başka bir yanıt seçer misiniz?" der. Makine bilgi vermek için bir ya da birkaç tek kare, diyelim yüz karelik bir film ya da bunların herhangi bir bileşimini sunabilir.
Bu tür makinelerin bir başka örneği, uçuş simülatörü gibi eğitim simülatörleridir. Bir uçuş simülatöründe yeni tip bir uçağın mürettebatı, daha yerden hiç ayrılmadan, o tip uçakta karşılaşacakları durumlarla başa çıkabilecek biçimde eğitilir. Uçuş simülatörleri mürettebatı önceden eğitti ve Amerika Birleşik Devletleri'nde jet uçaklarının havayollarına girişinde aylarca zaman kazandırdı.
Kitabın 193. sayfasında (Ç.N.: Giant Brains kitabı kastediliyor; o sayfa bu yazıda Bölüm 1'deki "İşletme sorunları" kısmına denk gelir) değinilen, üretim planlamasının bilgisayarla yapılması sorunu, bilgisayarların ve doğrusal programlama denen matematiksel bir yöntemin uygulanmasıyla yüzlerce, yüzlerce işletme için çözülmüş klasik bir sorun hâline geldi. Bilgisayarlar ve doğrusal programlama yalnızca üretim planlama sorununu değil, stok denetimi, sevkiyatların yönlendirilmesi, depoların doldurulması ve benzeri pek çok planlama sorununu da çözdü. Bu tür bir programın yakın tarihli bir sürümünün adı Ramps'tır (Resource Allocation and Multiple Production Scheduling — Kaynak Dağıtımı ve Çoklu Üretim Planlaması); Washington'da ve bir düzine başka şehirde bürosu bulunan bir bilgi işlem hizmeti şirketi olan C-E-I-R, Inc. tarafından geliştirilmiş bir bilgisayar programıdır. Bu program etkinlikleri, kaynakları, donanımı, maliyetleri, hedefleri vb. hesaba katar; yaklaşık 10.000 bilgisayar talimatı içerir ve Amerika Birleşik Devletleri'nin farklı bölgelerinde çok sayıda inşaat projesini yürütmek için kaynaklarını ekonomik biçimde dağıtmak isteyen büyük bir inşaat şirketinin sorununu "çok tatmin edici biçimde" çözmüştür.
"Tartışan bilgisayar" geleceğin bir gelişmesi olacak. Bu, tartışmak ya da sohbet etmek üzere programlanmış ve bilgisayarların zaten işlediği matematik ve mantık fikirlerinin yanı sıra başka fikirlerle de uğraşabilen bir bilgisayardır. Örneğin bir bilgisayar, hava hakkında sorulan tamamen serbest sorulara ve yapılan açıklamalara makul, tek cümlelik yanıtlar üretmek üzere programlanmıştır; bu başarı kendi başına elbette önemli değildir, ama bir bilgisayarın yeteneklerinin iyi bir örneğidir. Dolayısıyla on ya da yirmi yıl içinde bir odadaki bir insanın, başka bir odadakinin bilgisayar mı yoksa insan mı olduğunu konuşarak ayırt edemeyeceğini öngörebiliriz.
Geleceğin bir başka gelişmesi genel amaçlı otomatik fabrikadır. Otomatik takım tezgâhı elimizin altında ve pek çok iyi iş çıkarabiliyor. Yapılacak parçayı tanımlayan teknik çizimleri "okuyan" bir programla yönetilebilir. Ya da planlardan belirli bilgiler alınıp bir bilgisayara verilerek ve sayısal denetimli takım tezgâhı için gereken talimatların geri kalanı bilgisayara hesaplatılarak programlanabilir. Üçüncü bir yol da usta bir makinistin parçalardan birini kendisinin yapması ve takım tezgâhının denetimini onu taklit edecek biçimde ayarlamasıdır. Ardından bu taklit kaydı, gerekebilecek sonraki 150 parçanın yapımını yönetebilir. Otomatik takım tezgâhlarını merkezi bir denetim altında birbirine bağlamak, otomatik fabrikaya doğru atılmış uzun bir adımdır.
Bölüm 3 — 1970
Not: Aşağıdaki metin şimdi, Aralık 1969'da yazılmıştır.
İlerleyen teknoloji
Bu yazının 1. Bölümü yazıldığından bu yana geçen 20 yılda toplum, otomatik bilgisayarların ve elektronik bilgi işlemin, birkaç bin kişiden azını etkileyen bir etkinlikten yüz milyonlarca insanı etkileyen bir etkinliğe dönüştüğünü gördü.
Bölüm 1 yazılırken öngörülemeyen en belirgin etken, hızla ilerleyen teknolojiydi. 1949'da bilgisayar alanında bulunanlar için, bir dizi önemli teknik yeniliğin (transistörler, manyetik çekirdekler, ince film devreler, büyük ölçekli tümleştirme gibi) neredeyse kesinlikle gerçekleşeceği o zaman açık değildi.
Bence bunu öngörmeliydik; çünkü çok küçük bir alanda kimyasal ve elektriksel olarak örgütlenmiş, muazzam miktarda bilgiyi olağanüstü iyi işleyen insan beyninin örneği gözlerimizin önünde apaçık duruyordu.
Dolayısıyla önümüzdeki yirmi yıl için uygun bir öngörü şudur: teknolojik ilerlemeler hem nicelik hem nitelik bakımından olağanüstü olmayı sürdürecek ve bugünün bilgisayarları 1990'da o zamanın bilgisayarcılarına, 1950'nin bilgisayarlarının bugün, 1970'te bize göründüğü kadar teknik açıdan ilkel görünecek.
Yazılım
1949'da şöyle yazmıştım:
Otomatik makineleri yönetecek yordamların sağlanması önemli bir iş kolu hâline gelecek.
Bu, durumu hafife almaktı. Bugün otomatik makineleri, süreçleri, genel amaçlı bilgisayarları vb. yönetecek programlama ve yazılımın sağlanması, yıllık hacmi birkaç milyar doları bulan bir iş kolu.
Bu iş kolunun çok daha da büyüyeceği açık. 1990'a gelindiğinde muhtemelen bugünkünün yirmi katı, belki de yüz katı büyüklüğünde olacak. Ne de olsa otomatik bilgisayarın temel amacı bilgiyi, kuralları ve yöntemleri verilere uygulamak, doğru sayıları bulmak ve iyi kararlar önermektir.
Kanımca, insanların verdiği kararların ve yargıların çözümlenmesinin önümüzdeki 20 yılda son yirmi yılda olduğundan çok daha ileri gitmesi de olası. Programlanmış bilgisayarlar giderek daha fazla iyi yargılar, insanlarınkinden daha iyi yargılar üretecek. Entelektüel etkinliğin büyük bir kısmının otomasyonu, entelektüel güçte muazzam bir artış sağlayacak ve kuşkusuz toplum üzerinde çok büyük etkileri olacak.
Çünkü en bilgemizin bildiğini uygulayabilseydik, hepimizin çok daha iyi yapabileceği pek çok şey var.
Bilgisayarlar ve eğitim
Güvenle yapılabileceğini düşündüğüm bir başka öngörü de şu: önümüzdeki yirmi yılda bilgisayar bilgisi bütün olağan eğitime nüfuz edecek. İleri bir sanayi toplumunda insanların büyük çoğunluğu bugün otomobillerle ve bir yere gitmek için otomobil kullanmakla birebir temas hâlinde. Aynı şekilde gelecekte insanların büyük çoğunluğu bilgisayarlarla ve yararlı bilgi elde etmek için bilgisayar kullanmakla birebir temas hâlinde olacak. Bugün bir süpermarkette 25 sente bir makineden Xerox fotokopi çekebiliyoruz. Önümüzdeki günlerde herkes 25 sente bir bilgisayarı 15 dakika kullanabilecek; çoğumuz da bilgisayara nasıl soru soracağımızı ve bilgisayarın yanıtlarını nasıl işimize yarar hâle getireceğimizi bileceğiz.
Motorlu beyin insana öğüt verecek ve yol gösterecek; tıpkı motorlu zırhın onu taşıyıp koruduğu gibi. □
Özgün sayfalar
Yazının tamamı aşağıda korunmuştur. Bir sayfaya tıklayınca tam çözünürlüklü hâli açılır; çeviriyi, şekilleri ve adları özgün baskıyla karşılaştırabilirsin. (Dergide 19. ve 20. sayfalar reklam olduğu için yazı 18, 21–26. sayfalarda akıyor.)
AYNI KATEGORİDEN — RETRO
- ’93’te Herkes İçin Bir Şeyler Var1993
- Mach: UNIX Geliştirme İçin Yeni Bir Çekirdek Temeli1986
- Macintosh'unuz Artık İki Yaşında, Konuşmayı Öğrenme Zamanı Gelmedi mi?1986
- 68000 Programlama Üzerine Slip Teorisi (ya da Tembel Teorisi)1985
- Gerçek Altın mı Yoksa Sahte Altın mı? (Black Gold or Fool's Gold?)1985
ARŞİVDE KOMŞULARI
BU SAYFA HAKKINDA
- Hata bildir, düzeltme göndere-posta